Yazarlar Odası

Yazdığınız küçük hikayelerin, şiirlerin paylaşılıp hakkında konuşulacağı, tavsiye alınıp, verileceği küçük bir yer. Umarız burası da eskiden hatırladığımız o güzel yer gibi olur.

5 Beğeni

Akrostiş şiirler de okey midir? :thinking:

1 Beğeni

Yazı yazıdır, paylaş gitsin. Argodur falan onları da hiç takmayın, paylaşın gitsin.

4 Beğeni

Beni tanımazsın, tanısan da çok umursamazsın aslında,

Ben ise seni sadece uzaktan bir-iki bakış,

Yüzündeki bir tatlı gülücükle tanırım.

Basit bir aptalın bir periye aşkıdır bu,

Aptallık senin gibi birine aşık olmakta değil, yanlış anlama,

Ama senin onu sevebileceğini sanmasında.

Belki garipseyeceksin beni,

Şıpsevdi, ukala diyeceksin,

Olsun, ben buna da razıyım.

Şiiri isimsiz yazdım diye korkak diyeceksin,

Seni kaybetmemenin yolu buysa, buna da razıyım.

Belki beni hiç sevmeyeceksin,

Olsun, ben seni sevdim ya, buna da razıyım.

Diyeceksin, ne emek verdin benim için,

İki-Üç şiir yazdın, birkaç gül yolladın,

Aptalın birisin sen, biliyorsun değil mi?

Evet, aptalın tekiyim,

Gelip seninle konuşamadım,

Bir selam verip, selamını alamadım,

Değer veriyorum dedim,

Göstermeyi bilemedim.

Hani bir güve, ay ışığında sarhoş olur ya,

Sana tutulduğumdan beri beteriyim,

Affet.

Elbet diyebilirsin bunlar boş velvele,

Kendini göster hele seni hergele,

Belki sen de seversin beni,

Belki nefret edersin,

Ama kalbimle yüzleşip sana açılana kadar

Hoşçakal ay ışığı güzelliğinde,

Büyüleyici peri, benden nefret etme, olur mu?

9 Beğeni

Dün gece yolda aklıma geldi,
İnsan niye yaşar?

Bence yok bunun bir sebebi,
Ne kadar arasam da içimi.
Yaşamak için bulamadım,
Yaşamak dışında sebebi.

Sonra gece yarısı,
Ölüm gibi soğuk,
Rüzgarlar eserken geceye.
Düşündüm,
Neden yaşadığını bilmiyorsa insan,
Nasıl bilebilir yarın devam edeceğini?

Sonra sabah,
Tüp perdenin arasından parlarken ışıklar
Düşündüm,
Bu gün de devam ediyoruz,
Peki yarın ne edeceğiz?

Sonra yarın ve
Sonraki yarın ve
Bir sonraki yarın.

Bir gün kalktım,
Ve dedim,
BULDUM

Bir hafta sonra,
Evime girdiklerinde,
BULDULAR

Hayatını hayata adamış admış, cesedimi

13 Beğeni

Tozlar Tanrısı

Toz fırtınası krallığın üstünü kaplayalı 25 ay günü geçti…

Akademi beni ve iki kardeşimi bu olayın başladığı şehre yollamayı seçeli ise 13 ay günü olmuştu. Yol uzun, tozun arkası bilinmezliğe uzanıyordu. Nereden geldiği bilinmeyen bu yoğun, geniz yakan kükürt renginde sis kitlesi tüm kıtayı kör etmiş ve krallıklar arası iletişimi tamamen kopartmıştı.

Bizler ise dilimizde Diyar soneleri ve çalgılarımızla bu uzun yolu daha az umutsuz yapmaya gayret ediyorduk. Şarkılar dilimizden düşmüyordu, Akademi içerisinde yaşadıklarımızı, anılarımızı anlatıp yakınlaşıyorduk. Kardeş Rudvolf komik birisiydi. Aynı zamanda içimizde en vurdum duymaz olandı ve her durumda yüzünde o parlak gülümsemesi ile anı renklendirir ve Yüksek Baba’nın ışığını üstümüzde taşıyabilirdi. Kardeş Morvf ise sakin ve kendi içine kapalı, sesi kadife inceliğinde olan bir bilgeydi. Akademiye geç gelmiş ve bu yolculuğa seçildiği için arkada bir çok kıskanç göz bırakmıştı.

Aramızda olan muhabbet daha da samimileştikten ve birkaç anıdan sonra sıra bana geldi. Onlara geldiğim küçük köyü ve Akademi’den ayrılıp yapmak istediğim şeyleri, babamın çilek tarlasını ve yaz aylarında güneş toprağa vurduğunda yükselen o kavruk kokuyu anlattım. Yolun büyük bir kısmı böyle geçti, gülerek, dertleşerek, ışığı üzerimizde taşıyarak.

Fazla yol kat etmiş, Bijuan topraklarının tozlu yollarını aşıp yolculuğun ortalarına gelmiştik. Etrafta hâla o eşi benzeri olmayan yanık esans geziniyordu. O kadar ki, maskelerimizi bir an bile çıkartsak genizlerimiz kavrulacak yol devam ettikçe yanacak gibi hissediyorduk. Yol üstünde ise arada sırada bilinmeyenden gelen fısıltılar duyuyor gibiydim, toz bulutunun arkasından birisinin seslenmesi gibi uzun ama sönük tınılar.

Zamanla fark ettim ki, aynı hadiseler Kardeşlerimin de başlarına gelmişti. Hepimiz farklı dertlerden muzdariptik ve genel olarak duygularımız aklımızın önüne geçiyor gibi hissediyorduk. Uzun aralar verip erzaklarımıza gömüldüğümüzde herkesin aklında bunları konuşmak olduğuna emindim. Fakat bize öğretilen öğretiler dahilinde ve inancımız mutlak bir şekilde yolumuzdan şaşmadan, kararlı bir havayla, yükümüzü ve faytonumuzu kaderi belli olmayan krallığa sürmeye devam ediyorduk.

İnancımızın köreldiği çoğu an, Yüksek Baba’nın bize öğrettiği soneleri tekrarlayıp ve şarkılarımızı tekrarlayıp, Tozların ardında bulunan gölgelerin ve aklımızın kurduğu oyunların bizi etkilememesini sağlıyor, maskelerimizi çıkartmadığımız için ise hiç bir hastalığa yakalanmayarak istikrarlı bir şekilde devam ediyorduk rotamıza. Şehre vardığımız an olacaklar ile ilgili konuşuyorduk. Ak Katedreli ve Lunon Krallığını ilk kez görecek, orada bulunan alimler ile bu olay hakkında sonunda bir takım cevaplara ulaşabilecektik. Cevaplar bulunduktan ve bu toz bulutu kalktıktan sonra Akademi bünyesine yeminimi vermeden son kez babamın yanına uğrayacak ve çilek tarlasında gün batımını izleyecektim. O kavruk kokuyu, babamın bahçede sallanışını ve güneşin keskin ışıklarını tenimde hissedecektim

Sonra zaman akıp geçti, soneler bitmeye ve kendilerini tekrarlamaya başladılar. Biz ise sustuk. Konuşacak bir şey yokmuş gibi hissediyorduk. Arada sırada birimiz lafa giriyordu ancak devamı çoğunlukla gelmiyordu. Krallık ve Kral ile ilgili bir şey görmememiz, Akademi’den ayrıldığımızdan beri karşımıza hiç kimsenin çıkmaması ise bir hayli karamsarlaştırıyordu bizi bu hayallere doğru. Gün geçtikçe erzağımızın azaldığını fark ediyorduk. Giderek az yemeye ve az içmeye gayret gösterdik. Herkesin gözü birbirinin lokmasındaydı.
Pür sessizlik ardından gelen at nallarının körelmiş toprağı ezişi dışında bir ses yoktu. Bu bizi korkutuyordu, kabul etmek istemesek bile hepimizin düşündüğü ve belki de farklı olan türlü hadiseler vardı.

Gece geldiğinde iş zorlaşıyordu. Dinmeyen fısıltılar ve aklımızın bize oynadığı türlü oyunlar. En kötüsü ise Kardeşlerim ile dönüşümlü tuttuğumuz nöbetler. O yalnız zamanlarda sadece sen, önünde sonu görünmeyen toz bulutu ve etrafta nereden geldiğini bilmediğin o fısıltılar, gülüşmeler olurdu. Kardeşlerimin de bu olayları sezdiğine emindim. Ama kimse birbirini ürkütmek istemediği için konuyu açmıyordu. Naiflik denilebilir ama Yüksek Baba her zaman bir yolculuğun tamamlanması için öncelikle aklın, sonra kalbin doğru yerde olması gerektiğini savunurdu. Tozun bizi etkileyeceğini, deliliğe karşı maskelerimizi her daim takıp inanca sarılmamız gerektiğini tekrarlamıştı. Zor bir yolculuk derdi tekrar ve tekrar. En zoru.

“Akıl yerli yerinde olursa, kalbi kimse oynatamaz.” diye eklerdi sona.

Bir zaman sonra kardeşlerimin akıl yerlerinin sallantıya girmeye başladığını anladım. Kardeş Rudvolf geceleri titriyor, terliyor ve nöbete çıkmamak için bize yalvarıyordu.

Onu sakinleştirmeye çalıştığımızda ise,

“Sesleri susturun.” dedi terler içinde.

“Lütfen susturun.”

Tırnaklarını kendi alnına geçirip vücudu üstünde derin yarıklar açabilecek kadar ürkmüştü.

O an aklımın sallantıda olduğunu anlamıştım ve içim buz tutmuştu. Duyduklarım veya sezdiklerim bir yanılsama veya ilizyon değil de gerçek olabilir miydi? Geceleri daha az uyku almaya başladım. Ta ki bir gece Kardeş Rudvolf kaçana kadar. En azından Kardeş Morvin kaçtığını iddia ediyordu. Gece nöbet sırasında faytonu sürerken arkadan sıyrılıp yere atladığını gördüğünü, cesaret edemeyip geri geleceğini düşündüğü için ses çıkartmadığını söyledi bana. Uzun bir tartışma sonrasında faytonu yavaşlatıp Kardeşimizi bekledik. Geri gelmemişti. Ve daha yoğun bir sessizliğe hapsolmuştuk. Şarkılar ve soneler bitmiş, Morvin’in maskesinin altında kanlanmış gözlerini fark edebiliyordum artık.

“Toz mu etkiliyordu yoksa o da uyku problemleri mi çekiyordu?” Sorusunu birden fazla sorarken buldum kendi kendime.

Nöbet değişimlerinde bile çoğu zaman uyumayıp birbirimizi izlediğimizi fark ediyorduk. Geceleri gelen fısıltılar artık gün içinde gelmeye başlamışlardı. Tahammül edilemeyecek kadar fazla ve yakındılar. Sanki etrafımız görünmeyen bir insan sürüsü ile çevriliymiş de biz farkına varamıyormuşuz gibiydi. Babamın yüzünü, geldiğim köyü, evimi hatta adımı unuttuğumu fark ettim. Bu toz bizi yavaş ama emin bir şekilde siliyor gibiydi. Tükeniyorduk. Bizden bir şey kalmayacaktı. Morvin ile olan muhabbetlerimiz de değişti. Artık o yolculuğun başında Sone okuyan ve ne olursa olsun temkinli olan adam değil, emirler veren, salyalar akıtarak bağıran ve çekilmez birisine dönüşmüştü. Bir gece nöbet sırası ondayken bana usulca yaklaştı ve ellerini boynuma sardı. Yüzünde tedirgin eden bir gülümseme ile,

“Sen fısıldıyorsun, neden yapıyorsun, neden? Neden? Neden?”

Kafamı sertçe tahta zemine vuruyor ve hayatımı bitirmeye çalışıyordu. Elime geçen ilk obje ile ona vurdum ve üstüne çıktım. Beni, kendi Kardeşini öldürmeye kalkmıştı. Rudovf’u da öldürmüş olmalıydı ve bunun bir cezası vardı, eminim ki vardı. Bu yüzden gözleri körelene, fısıltılar dinene kadar boynunu sıktım. Yüzünde olan her damar daha da belirginleşti ve sonunda kıvranışları aniden durdu. Etrafıma ve ellerime baktım.

Yapayalnızdım.

Geceler bitmiyordu artık. Arkamda bulunan ceset bana fısıldıyor gibiydi. Krallığın bittiğini ve orada ölümden başka bir şey kalmadığını anlatıyordu. Ölüm ve delilik. Bir son yok, yalnızca bir döngü, bir çember. Sonu olmayan, kendini tekrar eden bir döngü. Ateşin sönüp, tekrar yanması gibi. Sonunda atlardan biri devrildi ve fayton durdu. Ölü toprağa adım attım. Maskemi yavaşça çıkartıp tozu ciğerlerime soludum. Ölmeyi bekledim.

“Affet beni Yüksek Baba, affet beni!”

Bekledim, bekledim ve bekledim. Gözlerimden yaşlar akıyor ve vücudumda yer alan her kas titriyordu. Her şeyi kaybetmiştim. Beni duyan kimse yoktu, cevap veren kimse…

Sonra irkildim.

Yüksek bir çan sesi duydum. Vücudumda olan bütün iç güdüler sesin geldiği yere bakmamı emrediyordu. Arkama döndüm ve gördüm. Beyaz Katedral karşımdaydı. Ama etrafı ölüm sessizliğine bürünmüştü. Artan bir ses duydum, tanımlayamadığım. Sonra fısıltılar yükseldi, yükseldi ve durmadılar. Nerede olduğumu, faytonumun yerini, sabah mı yoksa gece mi ayırt edemiyordum. Sadece yoğun toz bulutu ve uçsuz bucaksız ölü topraklar vardı karşımda. Ciğerlerimde havaya yer kalmayana kadar koştum. Uzaklaşmaya çalıştım fakat çanların sesi hâla yakına işliyordu.

Ayaklarım parçalanana kadar koşmaya devam ettim. Kan, yara içinde kalana dek uzaklaşmayı denedim. Ciğerlerim daha fazlasını kaldıramadı. Kendimi yere atıp deli gibi solumaya başladım. Gördüklerimi düşünüp kalan aklımı yitirmekten ölesiye korkuyordum. Arkama bakmıyordum, bakarsam tükeneceğimden emindim. Gözlerimden yaş gelmiyordu artık. Ağlayamıyordum. Gördüğüm şeyi sorgulayamıyordum. O an farklı bir şey dikkatimi çekti…

Uzaktan aşina olduğum soneler ve şarkıların sönük tınısı geliyordu ve ben bu sesleri tanıyordum.

Bir fayton ve üç kişi gördüm.

Geri dönmeleri için onlara bağırmaya ve yalvarmaya başladım. Bağırdım, bağırdım ve bağırdım…

Çan sesleri yükselmeye devam etti.

Fısıltılar etrafımı sardı.

Toz yoğunlaştı.

Onu duydum…

Benimle konuşuyordu…

14 Beğeni

KURBAĞA VE PRENSES

Kendi halinde bir kurbağa,
Bir gün bir prensese denk gelmiş.
Bu prenses, kurbağaya göre dünya güzeliymiş
Belki doğruymuş belki değilmiş

Kurbağa bu ya,
Birden; prensese için için yanıvermiş
Ama prenses onu dostu gibi severmiş

Yan yana geçen her anda,
Zavallı kurbağanın içi gidermiş.
Ama prenses bunun farkında bile değilmiş

Bir gün kurbağanın canına tak etmiş.
Cesaretini toplayıp, prensesinin karşısına geçmiş
“Sen dünyalar güzelisin” demiş
“Bense bizim dereden öylesine bir kurbağayım” diye devam etmiş
Sonuçta bizim kurbağa ilan-ı aşk etmiş

Sonra dünya dönmeye devam etmiş,
Prenses gülüp geçmiş.
Nedense kurbağa devam edememiş,
Çünkü kabullenememiş;
Kalbindeki kırık hayallerin,
Değişen tek şey olduğunu,
Benliğini yakan ateş yüzünden.

6 Beğeni

Kısa bir hikaye yazdım, buraya da kaydetmek istedim.

Joker yine bir gün hain planlarını uygulamak üzere Batman’i inine çekmek için bir sivil’i yakalayıp esir almıştır o esnada sivil vatandaş ile joker arasında ilginç bir diyalog başlar:

J: Ahahahahhhahahaahaha!
S: HASSKTR!?? İMDAAAAT!! YARDIM EDİİİN!! HOŞŞT MANYAAAAAAK!!! PSİKOPAAAAAAT!!! YARDIIM EDİİİİN!!! KATİL VAAAR!!!
J: (bir süre izler, kaşlarını çatar ve o koca gülümsemesi biraz solar) Manyak mı? Ben mi manyağım?
S: (korkmuş ve şaşkın şaşkın bakar) e-evet?
J: Ah benim gafil dostum, ben ne kadar manyak psikopatsam, sen de en az o kadar manyak psikopatsın…
S: wat?
J: Aynen öyle! Hihihihiii
S: Olur mu canım öyle şey
J: Bal gibi de olur… Seninle aramızdaki fark yok denecek kadar az…
S: ???
J: Bak ben palyaço kıyafeti giymiş, manyak manyak gülen “psikopatın” tekiyim. Aramızdaki fark çok az, çünkü sen de benim olduğum noktadan sadece tek bir adım uzaktasın!
S: çok büyük bir adım
J: hiç de bile! Tek bir kötü gün geçirmen yeterli!! Sadece tek bir kötü gün!!!
S: ???
J: Aynen öyle! Ben kötü bir gün geçirdim ve palyaço gibi giyinip sürekli fare gibi giyinen bi adamla dalaşıyorum!
S: Bir adım ha?
J: Kesinllikle!
S: Bir adım?!
J: Evet!
S: Bir adım!!!
J: Lan evet!!
S: Ok… Geçen hafta kaza yaptım. Annemle karım’ı Acile götürdük. İkisini de ameliyata aldılar. Annemi ameliyathaneye soktular. Doktor içeri girdi. Girer girmez kalp krizi geçirince adamı dışarı çıkardılar. Adama bi baktık babam. 5 gün önce annem, 4 gün önce babam, 2 gün önce 2 kızım öldü. Karım bitkisel hayata girdi, oğlum da sakat kaldı. Benim de bacaklarım ve 4 kaburgam kırıldı. 6 ay iş görmez raporu aldım. Bugün de o kadar derdimin arasında sakat sakat kancık patronuma rapor vermeye gidecektim ama manyağı teki gelip beni kaçırıp işkence etti. Sağ kalırsam yarına insanları deşmekle değil, yine raporu götürmek ile uğraşıcam.
J: …???
S: Yaaa
J: …
S: N’oldu sincap?
J: …
S: Saydın mı kaç adımmış?
J: … yav abicim tamam da…
S: Ne tamam da?
J: Ya şimdi bak…
S: He baktım.
J: Abi şimdi ben sana kötü gün geçir dedim ya hani…?
S: Eeeeee?
J: O öyle değiiiiiii… Aahhh

Ani bir saldırıyla Joker bayılır. İçeri Batman girmiştir. Sivili kurtarır, Joker’i de tımarhaneye götürmek üzere Batmobile’e atar.

5 Beğeni

Müsaadenle Yazarlar Odası’na taşıyorum. :no_mouth:

2 Beğeni

Komikli post amacıyla attım ama ok yani.

5 Beğeni

Yol akıyor önümde
Ve gece deliksiz.
Sağa çekmiş zihinler arasında
Ben benim olanı arıyorum.

Uzun bir yolculuk benimki
Yalnız da çekmez üstelik.
Ama bana ne istediğini bilen değil
Bilmeyen yol arkadaşı gereklidir.
Çünkü dost dosta benzer
Ve yoldaş yoluna.

7 Beğeni

UZAYI DÜŞLEYEN ADAMA BİR AÇIK MEKTUP

Hayatımın gerisinden gelme bir insan vardı.

Bahsetmiştim sana önceden kalbim, geride kaldı.

Uzayı düşleyen adam demiştim, aklımda özel bir yeri vardı.

Tüm benliğimle güvenirdim, aramızda dostluk vardı.

Vardı.

Örümcek kafalı, ırkçı bir insandı,

Az konuşurdu, beni ya tanrı, ya düşman sanardı,

Eski günlerden geriye ne umut, ne istek, ne mutluluk kaldı,

Nefret, kırgınlık ve tiksinti, bunun yerini aldı.

Ey Uzayı düşleyen adam,

Eski dostum!

Türkçü, uzaycı, sadık dostum,

Yalancı, Irkçı ,riyakar dostum,

Ey benden bir böcekmişim gibi kaçan,

Ey beni egoist, sevilmez, çekilmez gören,

Sana verdiğim değere bakan zihnim,

Tiksindi benliğimden ve kalbimden!

Sana değer veren ruhum yansın,

Seni dostum sanan aklım şaşsın,

Seni seven kalbim atmaz olsun,

Bre Deyyus, sen nece bir insansın!

Küfür ettin sevdiğine, haklı olduğuna inandın,

Seni haklı bulan kafamı sikeyim,

Seni dostum bildim, akıllı saydım,

Seni insandan sayan kafamı sikeyim,

Zor dönemler yaşıyor, kolay değil dedim,

Sana güvenen kafamı sikeyim.

Seni tanrına emanet edemem,

Benimle birlikte taparsın sen de bilime,

Seni insanlığa emanet edemem,

Emin değilim ne olduğunu bildiğine,

Seni ailene emanet edemem,

Sen yine iyisin bakınca baba dediğine,

Seni uzayına, yıldızlara,

Marsa ve aya emanet ediyorum, sevgili dostum,

Hayalini kurup onun için hiçbir şey yapmadığın,

Benzinle teneke patlatmayı proje sayan o zihninle taptığın,

Babanın seni soktuğu çukurdan çıkabileceğine inanmadan arzuladığın o üslere,

Roketlere, Projelere, hesaplara ve eğitimlere emanet ediyorum,

Biliyorum çünkü, yapamayacaksan bile hayallerinde yaşamak kolay sana,

Hayallerini unutmazsın, ben kırmış gibi yapar bana kızarsın,

Marsta, ayda,

Uzayda, sıcak evinde ve diğer dostlarınla iyi eğlenceler dilerim,

Yüzüme bir daha bakarsan,

Benim dostlarımı bir daha üzersen de ne diyeyim,

Beni daha fazla hayal kırıklığına uğratamazdın.

Ha yine de,

Beni dinlediğin için teşekkür ederim.

6 Beğeni

Şimdiki Yazarlar Pek Bir Tuhaflar

Bir ölüm yazmalıyım,
Kahramanları kıskandıracak.
Bir delilik,
Olric’i varlığından utandıracak.
Bir yalan yazmalıyım,
Bin yıl kadar gerçek sanılacak.
Sen okurum, senin için
Bir şiir yazmalıyım.
Fırından yeni çıkmış,
Post-modernite kokan.
Ve başladığımı bitirmeliyim,
Çok geç olmadan.

Bir amatör yazardan öz-eleştiri niteliğinde bir şiir. Buyrunuz

6 Beğeni

Cenaze Şiiri (Tüm ölmüşlere bir ağıt.)

Bu şiir,
Bir cenaze şiiridir,
Ölünün ardından yakınların arasındaki sessizliğin doğmasından önce,
Ölüyü hatırlayınca sessizce
Yıl dönümlerinde, belki de, gözyaşları ile
Ve ölünün anısına
Saygı ile okunması icap eder.

Toprak ateş veya ne ile sonlanacaksa bu dünyadaki yolun,
Yolunun bundan sonraki kısmı açık olsun.
Ben, ki seni sevenlerden biri olan ben,
Senin için ağlamam gerektiğinde ağlayacağım,
Dertlenmek istediğimde dertleneceğim,
Acımı bildiğim yollarla, umarım, yaşayabileceğim.
Tüm yanlışlarım için senden bu şiirde af dileyeceğim.
Sense yoluna kaldığın yerden, yalnız, ya da değil devam edeceksin.
Benden önce göğüsleyeceksin ipi,
Eğer varlar ise, benden evvel öğreneceksin doğruları,
Ve eğer yoklarsa, benden evvel bileceksin bu gizi.
Ve benden önce varacaksın ölü sevdiklerine.
Sana imreniyorum tüm bunlar için,
Ama yinede sen olmak istemiyorum.
Çünkü kimse olmak istemez,
Sırf merak ettiği için ölü biri.
Bağışla beni,
Yaşamı sevdiğimden,
Bağışla beni peşinden gelemem, hemen.
Yolun açık olsun,
Uğurlar olsun.

6 Beğeni

Bir grup insan dost diyecek,
yuvarlak bir masa bașına oturacak,
dolu bir sofra etrafında yiyecek,
Bașka ne mutluluk ister yüreğim, ne tutku ne așk,
Dini olmayan bir yürek olarak katıldığım bir iftardayım,
Bir yanımda dostlarım var,
Kalemimde ise İnsanlarım,
Zihnimi meșgul eden așklarım,
Kulağımı dolduran sanat cıvıltısı,
Ve bir yüreğim birkaç masa uzakta, bende bir tek ruhumlayım.

Yeni geliyor uzaklardan,
Bizimse masamız pek dolu,
Yerlisi yersizi, hurması ve etiyle,
Kimi sevdiğim Kimi dostumun sevdiği,
Zaten oturmayacağı bir masayı doldurmușuz.
Kim bilir bu sefer kimlerle oturacak,
Neleri konușup dinleyip, Neleri anlatacak,
Kafamdaki rüyanın yerini ayrı geçen hatıralar alacak,
Bir içkiye
Ya da aynı sarhoșluktaki dudaklara olan arzum baki kalacak.

Kimler mutlu, Kimler mutsuz,
Kimlerin yüreği yanıyor așk ateșiyle,
Kimlerinki soğumuș batmakta olan güneșe,
Bir tanrı yok ya, olsa bile nafile,
Bunu Kim o bilebilir, ne bașka bir bilge.

Uzun bir sıranın sonundayız,
Ne sonumuz belli, ne bașımız,
Ama uzaklara batmakta olan bir güneș var,
Var ya,
Iște onun güzelliği çok belli.
Altın noktadaki parıltısı parlıyor çirkin etimin
Ve onun ipeksi teninin üzerinden.
Tabaklar pek dolu, muhabbetler pek sıkı,
Herkesin suratı gülüyor,
Anlașıldı, özlemișler mutluluk ve mizahı.

Sonra danslar bașladı.
Danslar, bağırıșlar, gülücükler çığlıklar…
Parıldayan bir cümbüșün içinden geçen onlarca dost,
Benim eklemsiz iskeletimin tašımayacağı esnek ve kıvrak hareketler,
Meydan okumalar, șașalı hareketler, ve hep, hep Duran o muhteșem gülümsemeler.
Hop hah, ve bir ayak, bir de çömel!
Bu ne muhteșem karmașa!

Derken yavașladı müzik, ve kıvrak vücutlar müziğin değil,
Kalplerinin ritmine yöneldiler,
Uzaktan izledim bu sefer, çünkü ruhum korkardı sahibinden kalbimin,
Bundandır izledim uzaktan, gerçek neșesini bu canlı gecenin…

Derken bir șey oldu.

Aylar sonra bir kez daha hissettim kalbimin atıșını.
Ne hızlı, ne oynak,
Ve ne de korkak bir gümlemeydi bu!
Sonra Kuzgun saçlı masal kelebeğini gördüm uzaktan,
Ve kalbimin sahibine bir adım attım.

Zaman durdu.
Ruhum dindi.
Zihnimi bir anlığına sustu, Belki de ilk defa
Geriye kaldı sadece kalbim.
Sadece kalbimin atıșı, o amansız gümleme
Güm Ya hayır derse
Güm Ya incitirsem onu
Güm Ya bir kez daha korkalık alırsa kontrolü, yıkarak beni?
Güm.
Güm.
Güm.
Ve sonra evren durdu bir kez daha.
Güzel dudakları aralanmadı bile,
Ama narin elleri ellerimdeydi iște!
Ve o gülümseme…
Ah, bin tat geçti bünyemden,
Milyon kere daha ilk așktı o an,
Parlayan, haykıran, hiç durmamak için yalvaran bir hazdı…
Rüyası neyse bir hayalperestin,
Tutkusu neyse bir sanatçının,
Umudu neyse bir kahramanın,
O gülüș Oydu benim için.
O benim dinim ve tanrımdı.
Benim ruhumdu, kalbimdi, Zihnimdi,
Arzumdu, nefesimdi,
Șiirimdi.
Ne kısa bir danstı oysa, ellerimiz ne kadar az bağlı kalmıștı,
Olsundu, bunun hatırası ve gülümsemenin saf varolușu
Bende baki kalacaktı.

4 Beğeni

İstanbulda bu havalar
Hükümranlık kurdular,
Her sabah uyanıp
Gözümüzü doldurdular.
Boğazda bir uyuşukluk var
Karadeniz utanmasa
Değmeyecek Marmaraya
Ve muhtelif yerlerinde şehrin
Farklı rüzgarlar esiyor,
Beni oradan oraya savuruyor:

Boğaz hatları usul usul yol alıyor
Bir vapur Beşiktaştan kalkıyor
Kadıköye, rıhtıma, yanaşıyor.
Martılar ve çay simitli kahvaltılar
Rıhtımda, vapurda kalıyor.
Sevgililer kol kola geziyor
Eski Pera’da.
Ve geçince, halici, köprüyü
Bir nida yükseliyor
Bir caminin şerefelerinden
Fatihte, eski sultanların kentinde.
Sarıyer, yalnız ve kopuk şehirden,
Beykozu süzüyor boğazın üstünden
Ve Üsküdara bir vapur yaklaşıyor
Boğaz hatları hayata bağlanıyor
İstanbula bu havalar,
İstanbulda böyle havalar,
Çok iyi oluyor.

Bu şiiri yazmamda etkili olan ve sabah uyandığımda burnumu donduran Sarıyer’in karadeniz iklimine teşekkür ederim ayrıca.

2 Beğeni

Ümraniye belediyesinin şiir yarışmasına yaz da yolla. Belki dereceye girip para kazanırsın

5 Beğeni

Bir bakayım, ek gelire hayır diyeceğimi zannetmiyorum. Teşekkürler.

4 Beğeni

Ağlamak istiyorum eteğine.

Sadece bunu yapabilecek kadar yakın olmak,

Omzuna yatacak kadar, kucağına başımı koyacak kadar yakın olmak,

Karşında ağlayacak kadar komforlu olmak,

Sadece senin yanında mutsuz olabilecek olmak,

Ne kadar mutlu eder ki beni.

Bir arkadaş grubumuz olacak,

Kişileri sen belirle, karışmayacağım,

Bir iki dostum var, ben sadece onları alacağım,

Senin çevrene ise hiç karışmayacağım,

Hele ki seninle olayım,

Ben elbet mutlu olacağım.

Kafamın içindeki sesler senden hoşlandıklarını söylüyor,

Benim şansım konusunda hemfikir değiller ama,

Hadi yanılt şunları,

Ve izin ver mutlu olalım seninle,

Eğer istersen, zaman geçirmek,

Ve anı yetiştirmek benimle.

Sen ne düşünürsün bilemem,

Zaten bilmiyorum hiç açar mıyım bu konuyu,

Ama seni dans ederken görüyorum da,

Ne dersin, dans eder miyiz arada sırada,

Ben pek beceremem gerçi ama,

Seninle dans edebilmek için neler yapmam ki şu anda…

Beraber yemek yediğimiz konseri hatırlıyor musun,

Utanmıştın hamburgerini ısırırken,

O anı halen hatırlıyorum mesela,

Tekrar yaşamak için neler yapmazdım,

Başka bir isim, başka bir amaçla.

O konser en güzel günümdü benim.

Hayatımda daha mutlu olmadım ben.

Hani, hani bilirsin ya,

Bilirsin ancak ölüm bozabilir moralini,

Hani bilirsin ya sonsuza kadar hissetmek istersin o hissi,

Hani bilirsin ya, aşık olduğunu bir kez daha hatırlarsın,

Kızarırsın, saçmalığa döner ağzından çıkanlar,

Ve bakakalırsın o anda,

Hah, işte onun gibi bir şey.

Şu an ne yapıyorsun bilmiyorum,

Sadece biliyorum ki düşünmüyorsun beni,

Ancak ben senden başka şey düşünemiyorum ki,

Diyebilirsin çok şapşalca,

Biraz şapşalım, kabul ediyorum,

Ancak kim şapşallaşmaz ki,

Kim şarırıp kalmaz ki senin ışığında?

2 Beğeni

Hayat,
Eğer yaşlanmadan yaşlandırdıysa ruhunu
Hayat,
Her anında şüpheye sürüklüyorsa seni
Ve en çok,
O tutkuları, alevli duyguları özlüyorsan
Mantık uğruna,
Bıraktığın tutkularını geri alamıyorsan
Hayat,
Zor geliyor insana

Eğer,
Tüm tutkulu davranışların,
Sahtelik kokuyorsa senin için
Eğer,
Tüm eylemler ve söylevler,
Basit oyun parçaları ise zihninde
Ve hayattan zevk almanın yolu,
Onu ciddiye almamaksa artık
Artık bana,
Fazlalık gibi geliyor yaşamak

İçten içe seni saran,
O hırstan yoksunsan
Ve yine diyorum
Tüm içten yanmalı duyguların
Saman alevi gibi tutuşup sönüyorsa
Saçma geliyorsa sana,
Tüm tartışmalar ve yaşamlar
Artık yaraların kabuk bağlasın istiyorsan da
O yaralar çoktan özümsenmişse benliğin tarafından
İşte o zaman,
Yaşamak artık ağır geliyor

Gecenin bir saatinde bu şiiri yazıyorsam,
Yarın ve öbürküsü güne olan korkumdan,
Hayallerimle cebelleşip duruşumdan,
Umutlarımdan ve umutsuzluklarımdan,
Ve hatta kafamın karışık oluşundan,
İşte bu yüzden,
Yaşamak artık tuhaf bir hissizlik gibi

Ve kalbimde bu boşluk,
Aklımda bu doluluk,
İçimde bu şüpheler,
Çevremde gerçek olmayan dostlarım
Oldukça,
Tekrar ediyorum,
Yaşamak:
Zor geliyor insana
Fazlalık gibi geliyor
Ağır geliyor
En çokta sonrasını bilmediğimden
Komik geliyor
Yaşamak artık bana.

Yine gece, yine kötümserim, yine kağıtta durduğu gibi durmayan bir şiirimsi yazıyorum. Kusura bakmayın kafamın dağınıklığını bir yerlere atmam gerekiyordu. Umarım yanlış bir izlenim bırakmamışımdır üzerinizde. =)

4 Beğeni