Sinema Salonu

Mis gibi imdb 4.2 koktu.

3 Beğeni

Sırf aksiyon sahneler iyi gözüktüğün de izlemek istiyorum.

Milla Jovovich için izlerim yoksa ne film ne de oyunları umurumda.

1 Beğeni

:pepeheart:

1 Beğeni

Ohhh nicolas cage li dandik aksiyon filmi. İzlerim.

Nicolas Cage in deli hobo tiplemelerini seviyorum.

1 Beğeni

Bu video da denilenler gerçekleşirse CGV Grup Mars Entertainment BKM falan satar bence.

Bu filmi izleyen var mı aranızda? Konusu güzele benziyor.

2 Beğeni

Ben izlemiştim. Zamanında çok övülen bir filmdi de açıkçası ben sıkılmıştım. Filmin tarzı, konusu belli zaten. O tarz filmler seviyorsan bunu da seversin. Çok övüldüğüne göre de o tarz filmlerin en iyilerinden galiba.

1 Beğeni

Alphonso Cuaron abimin filmi, ödül aldı bu. Ben çok beğenmiștim ama herkese gitmez bu film.

2 Beğeni

@Kagh @Buggy arkadaşlar ben de filmi izledim zaten. Siz filmi bildiğiniz için tweet’in içeriğini okumadan cevap vermiş olabilir misiniz acaba? Bakın isterseniz bir daha filmin konusuna ne yazmışlar.

2 Beğeni

Bu sefer ironiyi görmüştüm :))
Twitter aleminde berbat sinema hesapları var. Konuyu gtünden anlamış veya kötü çeviri kurbanı. Adam aynı floodda Cast Away’i falan da önermiş.
Godfather diye bi film var çok iyi diyolar. Kesin tavsiye.

2 Beğeni

Ne yazdığına bakmamışım. Ciddi şekilde soruyorsun sandım.

2 Beğeni

Ha bende Roma’yı görür görmez atladım direk, güzel mi diye soruyon sandım.

Ya işte, twitter’da o kadar çok sinefil olmaya çalışan var ki.

1 Beğeni

Nereye atacağımı bilemedim salıyom şöyle

3 Beğeni
2 Beğeni





Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü? [film] - Yılmaz Erdoğan tarafından kaleme alınan, sahnelendiği yıllarda ödül ve gişe rekortmeni olarak tiyatro klasikleri arasına giren ‘’Sen Hiç Ateşböceği Gördün Mü?’’ 18 yıl sonra aynı isimli modern uyarlaması ile filme dönüşüyor.

1948 yılında İstanbul’da üstün zekalı bir çocuk olarak dünyaya gelen Gülseren’in, ailesiyle birlikte bulunduğu çevreye ayak uydurabilme çabalarını anlatırken, diğer yandan da Türkiye’nin bir dönemine ayna tutuyor.

Yönetmen koltuğunda Andaç Haznedaroğlu’nun oturduğu filmin oyuncu kadrosunda, Patron karakteriyle Yılmaz Erdoğan ile beraber Ecem Erkek, Engin Alkan, Devrim Yakut, Merve Dizdar, Ushan Çakır ve Bülent Çolak yer alıyor.

‘96 Yazı [film] - Kim kendilerini keşfeden gençlere ait bir yaz aşkı hikayesini kaçırmak ister ki? OGM Pictures yapımcılığında, sevilen yönetmen Ozan Açıktan imzalı film, 2021’in Haziran ayında Netflix’te yayınlanacak.

Türkiye’nin güneyinde 1996’nın yaz aylarında geçen hikaye, rüzgar, kayalık uçurumlar, sonsuz dalgalar arasında aşk ve yaşamla tanışan ve eninde sonunda hüznü de tadacak bir grup gencin hikayesini konu alıyor. Her yıl ailesinin yazlığına giden Deniz için bu yıl farklıdır. Artık 16 yaşına girmiş aşka dair yeni duygular ve yeni deneyimler yaşamak istemektedir. Deniz Aslı’ya yakınlaşmaya çalışırken, aynı mahallenin ortalığı kasıp kavuran, son derece yakışıklı ve sportif genci Burak’ın da Aslı’yla ilgilendiğini fark eder. Her karakterin midesinde uçuşan kelebekleri izlerken, aynı zamanda ilk kalp kırıklığına ve ergenliğin başlangıcına şahit olacağız.

Filmin başrollerinde Ece Çeşmioğlu, Fatih Şahin, Halit Özgür Sarı, Aslıhan Malbora, Süreyya Güzel ve Kubilay Tunçer yer alıyor.

Beni Çok Sev [film] - Dünya çapında popülerlik kazanan 7. Koğuştaki Mucize filminin yönetmeni Mehmet Ada Öztekin’den yepyeni bir yapım. Başrollerinde yer alan Sarp Akkaya ve Songül Öden’e, Ercan Kesal, Aleyna Özgeçen, Füsun Demirel, Güner Özkul ve Ushan Çakır eşlik ediyor.

Bir yandan Konya kapalı cezaevinde gardiyan olarak çalışan Sedat, öte yandan aynı hapishanede mahkum olarak yatan Musa. Bir gün Sedat’a verilen yeni görevle iki erkek Musa’yı bir günlüğüne cezaevinden çıkararak Musa’nın köyüne kızını ziyaret etmesi için yola çıkarlar. Musa 14 yıldan sonra ilk kez eski karısını, annesini ve kendisini yabancı gibi gören kızı Yonca ile karşılaşır. Baba-kız bir gün boyunca ne kadar da birbirlerine yabancı olsalar da 14 yıl hiç geçmemiş gibi harika vakit geçirirler. Ama Musa’yı rahatsız eden bir durum vardır, yanlış giden bir şey, bir his… Alzheimer olan annesi gece yanına gelir ve bir anda hiç hasta olmamış gibi onu en derin yerinden vuracak acı gerçekleri açıklar. Yonca gerçek kızı değildir, kızı öldürülmüştür. Musa’nın hapishaneye dönmesi gerekir, ama ne kadar acıtsa da kızının başına ne geldiğini öğrenmek zorundadır.

Bazen filmleri dizileri izlerken gereksiz bir eleştirmen ayağına mı yatıyoruz? Yani filmi tükettikten sonra üzerine konuşup değerlendirirken değil izlerken diyorum.

Öldürmüyor mu bu tadı?

Drama filmlerinde bu çok oluyor. “Umarım hiçbir şey düzelmez o zaman çok klişe olur.” diyor millet filmi izlerken. Film ama izleyiciyi “umarım olanlar düzelir ve mutlu olurlar” kıvamına getirtmesi lazım. (Ha çözer çözmez o filmin sonu ve o sonu nasıl işlediğiyle alakalı) Ya drama izliyorsun, iyi bir filmse karakterlerle empati kuruyorsun ama “umarım ağızlarına edildiğiyle kalırlar yoksa çok klişe olur” diyorsun. Acaba gerçek hayatta da ağzına edilse “umarım hiçbir şey düzelmez, yoksa çok klişe olur” diye mi dersiniz? Böyle film mi izlenir, filmden zevk mi alınır anlamıyorum.

Bunun için bir örnek vereceğim. Marriage Story.

Film özünde, güzel güzel konuşsalar çözülecek sorunları olan çiftlerin işleri yokuşa sürerek evliliklerini bitirmelerini anlatıyor. İşin sonunda da gemileri yakıp bu tatsız olayı yaşadıklarıyla kaldıkları bir drama. Hiçbir şey çözülmüyor, tatsız bir olay yaşıyorlar ve bitiyor.

Bunu şundan anlattım. Bu film hakkında sürekli şunu duyuyor ve dehşete düşüyorum. “İzlerken umarım barışmazlar dedim çünkü o zaman çok hollywood olurdu.” Bunu duyunca harbi üzülüyorum, lan film “ulan bir konuşsalar, yardım almayı kabul etseler, bu kadar yokuşa çekmeseler barışılar” diye anlatmaya çalışıyor. Film resmen izleyiciye “ya umarım barışırlar” dedirtmeye getirmeye çalışıyor. Emeğe saygı ayaklarından nefret ederim bilen bilir ama böyle de güzelim filme de filme emek harcayanlara da saygısızlık gibi geliyor.

(Spoiler e aldım ama bence değil, sırf küfür yemiyeyim diye alıyorum. Bunu da safım belli olsun diye yazıyorum.)

2 Beğeni

Bence yorumların temelini karıştırıyorsun. Duygusal ve insani açıdan bakarsan “barışsalar” diyorsun. Film hikayeyi, duyguları bunu dedirtmek için kuruyor. (Bu arada yanlış hatırlamıyorsam adam aldatmıştı, aldatma işin içine girince “barışsınlar ya” taraftarı olamıyorum ben) Ama duyguların dışında, sadece film nasıl bitmeli, nasıl biterse bu tarz bir film daha iyi olur açısından bakarsan her şey tatlıya bağlanarak, çözülerek bitmemesinin istenmesi anlaşılır. Yani bunu isteyen adamın da olaylara karşı içindeki duygusu “konuşsunlar, barışsınlar“ olabilir ama filmin bir film olarak daha iyi, daha etkileyici olması için karakterlerin barışmadan bitmesini isteyebilir. Yani genellikle zaten güzel bitse ne iyi olurdu dediğin hikayeler kötü bitince daha vurucu daha etkileyici oluyor. Bu da bir alışılmışlık oldu. Belki alınan zevki azaltıyordur bu durum.

Buna kendim için İnfinity War’dan örnek verebilirim. Film duyurulduğu zamandan beri ben filmin kötü sonla biteceğini istiyor ve bekliyordum. Şimdi gerçekte mor bir uzaylı çıkıp yarımızı silmek için uğraşsa e tabi durdurulsun isteyeceğim. Ama film olunca bu şekilde bir son daha etkileyici olacağı için böyle bitmesini istedim.

Marriage Story’i gerçekten çok başarılı buluyorum, 2019’da izlediğim en iyi filmlerden biri ama içerisindeki dramayı tek yönlüleştiren bir karar var o hoşuma gitmiyor.

O karar da Adam Driver’ın karakterinin aldatmış olması kararı. Ben açıkçası Charlie karakterinin aldatmış olduğu ortaya çıkana kadar aralarındaki çekişmede kime hak verip veremeyeceğimi bilemiyordum ve bu çekişme filmin seyir zevkini ve derinliğini artrıyordu. Ardından Charlie’nin aldattığı ortaya çıktı ve gözümde direkt Scarlett’ın karakteri haklı oldu. Bu da film boyunca olan çekişmenin seyirciye uyandırdığı haklı haksız çatışmasını tek taraflılıklaştırdı gözümde.

Demek istediğim “aldattığı ortaya çıktıktan sonra film hoşuma gitmedi” değil aksine o karara rağmen hala daha film seviyesini koruyordu ama hiç aldatma meselesi olmasaydı, çiftin birden bire birbirlerine karşı sebepsiz soğuklukları üzerinden bunlar yaşansaydı daha derin bir film olurdu gibi geliyor bana.

Tabi benim istediğim gibi de olmasının pek mümkün tarafı da yoktu çünkü sanırsam yönetmenin ilişkisinde yaşadığı sorunlardan esinlenerek oluşturulmuş bir filmmiş Marriage Story.