Hunters

Amazon Prime’ın yeni işi, Al Pacino üstadın oynadığı ilk dizi olan Hunters’ı yakın zaman önce izledim ve hakkında bir konu başlığını elzem gördüm.
Öncelikle, spoilersız olarak görüşümü paylaşmam gerekirse, dizi için ‘fena değil’ diyebilirim. Ele aldığı konu ilginç, gizem ve gerilim tadında, karakterizasyon başarılı ve sezon bitince ‘keşke izlemeseydim’ denmeyecek bir yapım.
Dizi, ilk olarak, anti-semitizm karşıtı duruşunda Yahudi sempatizanlığı yapmaması bakımından tebrik edilmeli bana kalırsa. Müslüman-Türk Anadolu coğrafyasında anti-semitizm normal karşılanıyor yahut da bu terime yabancı kalınıyor olabilir; belki siz de bazı izleyiciler gibi diziyi ‘Yahudi yanlısı’ bulmuş olabilirsiniz lakin Amerikan nüfusunun %60 gibi büyük bir oranının anti-semitist tutum benimsediği göz önüne alındığında, bana kalırsa, dizideki Yahudi propagandası ‘doğal’ karşılanabilir. ‘Doğal’ diyorum, zira dizinin hikayesi küçük bir Yahudi örgütün bakış açısından anlatılıyor. Ve kimi toplama kampında cefa çekmiş, kimi ailesinden ayrılmak zorunda kalmış, kimi yalnızca bu soykırımın acısını işitmiş olan karakterlerin oldukça iyi işlendiğini söylesem abartmış olmam. Üstelik hikayenin geçtiği 1977 yılında II. Dünya Savaşı’nın psikolojisinden kurtulunmuş da değildi. Yakın zaman önce dini sebebiyle katledilmiş 11 milyon dindaşından haberdar olan bir kimse bunun baskısını üzerinde hissedecektir bence. Biz bugün 11 milyondan az sayıdaki masum can için koca bir milleti evlad-ı zaniyat(?)addediyoruz ki yiten bir can söz konusuysa sayı önemsizdir btw
Dizide geek bir karakterin oluşu, geek bir gencin gelişiminin işlenmesi bana keyif vermedi değil. Belli ki yazar bu camiaya aşina; genç geeklerimizin süper kahramanlar üzerine tartışmaları, hatalarında veya kararlarında süper kahraman gibi davranma/düşünme çabası, ve elbette Jonah karakterinin hayallere dalıp gitmesi hoştu.
Ayrıca, ufak tefek detaylardan bazı önemsiz sahnelere kadar yönetmenin bazı kararlarını da takdir ettim. Yeri gelmişken dizinin komedi dozunu da tadında bulduğumu söylemeliyim.
Gelelim Al Pacino köşemize. Al Pacino’nun karakterinin beş dakikada bir görünüp her seferinde nutuk çekme çabasına girişmesini anlamıyorum. Westworld’deki Anthony Hopkins gibi gizemli, zeki ve kurnaz bir üst akıl beklerken ortalıkta koşturup(evet, biliyorum, Al Pacino’yu zaten koşturmalı rollerinden ve bağırıp çağırmasından, gergin tonundan tanıdık ve bu biraz tahammül edilebilir) hayati önlem dahi almadan boyundan büyük işlere girişen bir dede görmek beni rahatsız etti. Tabii bu durum kimliğini gizleme çabasında olan eski ve tövbeli bir Nazi olarak örgüt tarafından iyice benimsenmek istemesi ve her şeyi yönetme/kontrol altında tutma arzusundan kaynaklı olabilir. Yine de her sahnede ahkam kesmene cidden lüzum yoktu be dedem. Ama olsun, bir Al Pacino hayranı olarak dedebeyi gördüğüm her andan memnun olduğumu söylemeliyim günün sonunda.
Diziyi, elbette kendi kulvarında olmamakla birlikte, Person of Interest ve Westworld’e benzeterek onlar ile kıyasladım ister istemez. Person of Interest’e benzettim, çünkü ele aldığı konu enteresan ve tıpkı PoI gibi komplo teorilerinden beslenerek yine komplo teorisyenlerinin eline malzeme veriyor. Ve PoI gibi küçük çaplı, çok büyük bağımlısı olduğu bir yapım değil. Ve yine onun gibi karakterleri yavaş yavaş ve gerektiği kadar çözüyor.
Westworld’e benzetmem ise tamamen yönetmenin çabası diye düşünüyorum. Bunu yönetmen ile ilgili birtakım-ve de bir takım-fikirlerimi açıklayarak açmam gerek sanırım. Şöyle ki, sanki yönetmenin bir checklist’i varmış da buna göre hareket ediyormuş gibi:

Usta bir oyuncu, aşırı ünlü ve başarılı bir aktör

Her bölüm bir gizem, çözümü sonraya ertelenen gizem tohumlarının ekimi

Ünlü bir müzik eşliğinde kargaşa ve karmaşa sahnesi

Şu anda bu kadar hatırlayabildim. Ve itiraf etmeliyim ki ne kadar zorlama da dursa Paint It Black eşliğindeki kıyamet sahnesini beğendim.
Ve şunu da ekleyeyim, son bölümdeki plot twist Wolf aslında Meyer kılığındaymış nedense gereksiz ve zorla ortaya atılmış gibi geldi. Sanki az önce bahsi geçen checklist’te ‘plot twist’ arzusu varmış gibi. Fakat yine de twist fena değildi, çocuğun onu çözmesi ve onunla beraber seyircinin de “Yoksa? Oha! Cidden mi? Yok artık…” anını yaşaması güzel gelişti. Bu sahneyle beraber geçmiş bölümlerden bazı sahneleri anımsayıp "Demek bu yüzden…Yoksa bununla mı bağlantılı?"filan diyerek en son sahne ile de mindfuck yaşayıp ikinci sezonu izlemeyi dişünmeyen bana “ilk bölüme bakarım yeaa” dedirtmesi iyiydi. Ama hüzünlü ve sinirliyim, zira RIP Al Pacino
Neyse, benim diyeceklerim şimdilik bu kadar. Güzel bir gerginliği, tatlı bir mizahı ve tadında(?)twistleri olan dizinin hızlıca aktığını söyleyebilirim. Ama ekleyeyim, büyük bir Al Pacino hayranı olan ben iki günde bitirdim diziyi. Dediğim gibi orta kalite bir yapım ama boştaysanız, ki piyasa boş şu anda, izlenir bana kalırsa. Seyrederseniz tartışmayı devam ettirmenizi rica ediyorum, benden daha iyi yorumlarda bulunacağınız kesin zira pek de iyi inceleme yazdığım söylenemez.

1 Beğeni

Hemen ekleyeyim, listeme ‘X-Files devamı’ olarak ekleyebileceğim bir dizi. Ayrıca mizah, karakterler ve küçük bir örgütin ele alınması bakımından bana The Boys’u da anımsattı.

Güzel diziydi fakat bölümler çok uzundu ya. Orasını sevmemiştim, daha kısa yapılsa çok daha iyi olurdu. Sezon finali twist’i sağolsun baya etki bırakmıştı. Tavsiye ederim herkese.

demekki izlenmez

Kes lan laluk

bana laluk demeden önce git bi pp değiş

Bebeler bilmez karizmayı .d

Ulan dizi başlığı açtık muhabbete bak