Domus Linguārum

Diller…
Bu başlık altında genel olarak dilbilim ile ilgili şeyler paylaşmak istiyorum. Yine de paylaşımlar çok geniş bir konular denizinden seçmeler olacak muhtemelen. Bu nedenle “dil ile ilgili her şey” gibisinden bir konu başlığı da meramımı anlatmaya yetecektir.
Başlık altında ilk paylaşımımın conlang terimiyle ilgili olmasını uygun buldum, dillere meraklı herkes için önemli bir terimdir.
Conlang
Conlang terimi İngilizce “constructed-language”, yani “inşa edilmiş dil” ifadesinin kısaltmasıdır. Yapma/yapay dil olarak da Türkçeleştirilebilir-doğal dillerle bir bağdaştırma sonucunda.
Pek çok amaçla conlang üretmek mümkündür(iletişimde kolaylık sağlamak, artistik kaygı gütmek, dilbilime olan ilgi sonucunda, vs.), bu nedenle pek çok alt sınıfı vardır. Ama bunları kabaca ikiye ayırmak mümkündür.
Auxiliary languges: insanlığın iletişimi kolaylaştırmak maksadıyla üretilen dillerdir. En ünlüsü Esperanto’dur, conlang’ler içinde özel ve önemli bir yeri vardır. Volapük de bu kategoride önemlidir.
Artistic languages: estetik kaygı güden, eğlencesine yaratılan dillerdir. Mistik ve nihanî(?)diller de bu kategoride sayılır.
Not: Kilise ahalisinden birtakım divanelerin tanrıyla iletişmek için kendi dillerini veya yazılarını uydurdukları bilinir. Bunların bazıları sırlarını bugün dahi saklar. Pek çoğunun ortak yönü bir melek tarafından divane kimseye öğretilmesidir. Voynich Yazması da bu kategoride değerlendirilebilir.
En ünlü artistic dil Tolkien üstadımızın Quenya’sı olarak geçer. Yine de bu vakitlerin ünlü conlanger’ı(conlanger: yapay dil tasarlayan kimse)David J. Peterson’ı da unutmamak gerekir. Pek çok kişi kendisini GoT ile tanısa da dizi-film camiasında pek çok dil üretmiştir, Dune kadrosunda da çalıştığı doğrudur.
Son olarak, bugünkü en yaygın conlang topluluğu kendisine Babil Kulesi’ni bir sembol olarak seçmiştir. Babil Kulesi’nin hikayesini şimdi paylaşarak yazımı uzatmayacağım ama buradan sonraki yazımın teaser’ı olsun bari.
Önemli conlangler: Quenya, Sindarin, Klingon, Na’vi, Valyrian, Dothraki, Newspeak, Nadsat; Lojban, Toki Pona, Volapük, Esperanto, Interlingua, Poliespo…

Ayrıca bu başlık altında ‘dil’ genel başlığı altında her şeyi paylaşabilirsiniz. Örneğin, öğrendiğiniz bir dil yahut da kendi ürettiğiniz bir dil, hatta alfabeleri de bu işin için katabiliriz zannımca.

4 Beğeni

“Adım atmak” kalıp eylemindeki ‘atmak’ fiilinin bugünkü manada at- fiiliyle bir ilgisi olmadığı açıktır. Bu konuda elbette profesyonel dilbilimcilerin birtakım teorileri yahut da bulguları olabilir ama benim naçizane görüşüm şu şekildedir: adım ve atmak ifadeleri aynı kadim köke dayanırlar.
Bu bakımdan adım kelimesi ad-m şeklinde kök ve eklere ayrılabilir. -m sonekinin eylemden isim yapan bir ek olduğu göz önünde bulundurulursa adım bugünkü Türkçe’de atım şeklindeki bir ifadeye mukabildir. Böylece ‘ayak’ kelimesinin kökenine dair de tahminde bulunulabilir.
Bu şekilde, kökeni *ād- veyahut da *ad- şeklinde kurabiliriz, zira Batı Türkçesinde iki sesli arasındaki -d- ünsüzünün -y- şeklini aldığı malumdur.
Sonuç olarak ayak, adım ve adım atmak ifadelerinin kökenleri aynıdır. Bugünkü “ayak” kelimesi de muhtemelen *ād-k şeklinde kurulabilir. Nitekim bir başka Türk lehçesinde hadaq kelimesi ayak demektir. Şüphesiz ki kelimenin bu formu, ünlünün başında türeyen h- ünsüzü haricinde, orijinaline daha yakındır.
Not: -k soneki için bugün bambaşka anlamda kullanılan fakat esasında “silah” anlamına gelen yarak kelimesi de incelenebilir. Bu kelimenin kökeninin bugünkü yarmak fiiliyle ilişkili olduğu düşünülür. Bu bakımdan yarak kelimesi “yarma işine yarayan araç, yaran” anlamlarındadır(kelimenin bugünkü anlamına evrimini daha iyi kavramak için “this is my rifle and this is my gun” sözünü google’lamanızı sağlık veriyorum). -k soneki Türkçe’de fazlasıyla etkindir. Bugünkü bir başka örneği -ki soneki olarak verilebilir. Örn.: bugünkü=bugün olan

3 Beğeni

Saygı, insanların uzun zamandır kafalarını kurcalayan bir olgudur zannımca. Ve bu saygının gösterilmesi ihtiyacı da epey sıkıntı yaratabilen bir durumdur.
“Saygı gösterme” arzusu dile de yerleşmiştir doğal olarak. Öyle ki pek çok karışıklığa yol açabiliyor saygı ifadeleri, yahut da Japonca’daki gibi kompleks bir yapı teşkil edebiliyor.
Türkçe’de, bir diyalog esnasında, saygılı görünmek için ikincil bir tekil şahsa ikinci çoğul ifadeyle hitap ederiz, fiil ve isimlerin çekimleri de bu şekilde düzülür. Bu durum pek çok dilde geçerlidir, ‘sen’ kişisine “siz” şeklinde hitap etmek. Lakin durumu daha da abartmış olanlar vardır: Almanlar.
Almanca’da, ikinci tekil şahsa saygı ile yaklaşırken “onlar” zamirinin kullanılması uygun görülür. Saygı konusunda kafalar yanmış…
Örn.: Onların isimleri ne? (Wie heißen Sie?)
İyice Gollumvari bir sünepeliğe itiyor sanırım bu-yapmacık-saygı bizleri. “Onların isimlerisi ne kıymetlimiss”

1 Beğeni

Pāṇini, MÖ IV. yüzyıl(veya VI-V arası) Hint coğrafyasından Sanskrit dilbilimci ve gramercidir. Dilbilim alanında eser veren tarihteki ilk kişidir, “dilbilimin babası” olarak da anılır.
“Aṣṭādhyāyī” isimli, sutra tarzında yazılmış eseri dilbilim, sentaks ve semantik üzerine 3959 mısra içerir. Vedic Period’a ait, Vedanga ismi verilen altı önemli Hindu eserinden biri olan, Vyākaraṇa’dan sayılır.
Pāṇini’nin morfolojik teorileri XX. yüzyıl öncesi pek çok Batı tezlerinden daha ileri düzeydedir. Tezi üretken ve açıklamacıdır.
Pāṇini Hint masal ve fabllarına da konu olmuştur. Panchatantra isimli anlatıda bir aslan tarafından öldürülür örneğin.

1 Beğeni

Babil Kulesi İncil’deki Yaratılış anlatısında sözü edilen bir hikayeyle bilinir. Anlatının temeli insan dillerinin farklılıklarının açıklanması üzerinedir.
Denilene göre, Tufan’ın ardından aynı dili konuşan insan halkları doğuya doğru göçleri esnasında Şinar adı verilen topraklara varmışlar, burada görkemli bir şehir ve göklere erişen bir kule inşa etme hevesine düşmüşlerdi. Bugün bu kule, Marduk’a adanan Etemenanki isimli ziggurat şeklinde anlatılır.
İncil’de anlatılana göre Tanrı yeryüzüne inerek bu kuleye nazar etmiş, insanların böyle bir görkeme sahip olmasının kibri körüklediği fikrine kapılarak(ve büyük bir hasetle)kulenin yerle yeksan olmasına sebebiyet vermiştir. Şehrin halklarının dillerini karıştırarak onları yeryüzüne dağıtmıştır. Akkad zulmünü tadan İsrailoğullarının açıklamasına göre günahkar Babil’in yıkımı bundandır. Tabi bu vakitten sonra kimse tanrıya dönüp "Adem’e ilk dili öğreten sen değil miydin paşam? Şimdi niye senin öğrettiğin dilin konuşulmasına yasak getirdin?"gibisinden sorular sormamıştır.
Babil kelimesinin etimolojisi bāb-ilim şeklinde verilir. “bāb” kelimesi bugün Arapça’da da ‘kapı’ anlamındadır(sanırım) ve “ilim” kelimesinin de Sami dillerindeki el hecesiyle alakalı olduğu barizdir. Ben İbranice bilgime dayanarak “ilim” kelimesini “il” kelimesinin çoğulu olarak düşünsem de dilbilimciler bu ifadeyi tekil kabul eder. Ve ismi “Tanrının Kapısı” olarak tercüme ederler.
Babil halkı olan Akkadlar bir Sami dili konuştuğundan dillerini çözmek Sümer diline göre daha kolaydır sanıyorum.
Not: ilim kelimesi muhtemelen Allah ve ilah kelimeleriyle de alakadardır, ayrıca İbranice’deki el, elohim gibi kelimeler de tanrıyı niteler.

3 Beğeni

Ek olarak, geçtiğimiz senelerde Japonca ve Ainu dillerinden etkilenerek oluşturmaya çabaladığım bir dilde yazıya geçirdiğim Babil anlatısını da paylaşmak istedim. Dil acemice oluşturulmuştur ve metnin tamamı tercüme edilmemiştir.
I. hamboō kudai hara hando ni wa oi nōdyo no honotti nyonto ga nyontyuru
II. hamboō shī rintyuru bowō ni yukka de shī wa hodo nyando ga hando Shinaruhero ni yuduttu no shī wa hando ni yonttu
III. shī wa nakerononakero nda nyonttu da yitte yadai kadai wa rontyodai ga diditte no kaō ga shikinkye shī wa nai kapa rontyo ga donttu no nai kerottoyoko dyidunto
IV. pendo shī wa nyonttu da yitte yadai kadai wa hodo kano kyendeyutte kayohi nda no hodo kōyuro hando wa da yo yowo ga kyō ni dyūru no yitte kadai wa hodo da kayohi nda nonda kadai wa na yo kyendi ni dadayatte nai
V. no heduke wa nennettu kano ga dutto nda no kōyuro ga dada rampento kyendeyuttu

“Büyük Babil, dünya fahişelerinin ve iğrençliklerinin anası…”
-Vahiy Kitabı

3 Beğeni